9 Aralık 2012 Pazar

Sol Elim


                                                                                                                        Aydan’a
      
                 

Art arda akan notaların gizeminde varoluyorum. Biraz da toz kokan kitap sayfalarının arasında. Oyun oynamak istiyorum. Terleyene kadar hiç durmadan, annemin evden çağırmasına aldırış etmeden saatlerce oynamak istiyorum. Terli terli soğuk su içip kendimi hasta edecek her şeye karşı direnebileceğimi göstermek istiyorum.  Bir an duraksayıp boğazımdaki balgamı atmak için öksürüyorum. Ciğerlerim ağzımdan çıkacak birazdan. Ne kadar nikotin varsa çıksın istiyorum. Lisede içtiğim ilk sigaranın tadını şu anda istiyorum. Akşam yatarken o sigaranın beni öksürttüğünü babamdan gizlercesine boğulmak istiyorum. Yatakta boğulurken yanı başımda duran fotoğraflara tükürmek geliyor içimden. Daha lise çağında bir çocuğun her şeyi yitirişine tanıklık etsin istiyorum. Hep bir tanık arıyoruz. Tanık olmazsa haklı olma durumu da yalan olabiliyor. Tükürmektense yutuyorum. Fotoğraflar orada duruyor. Babam odasında yatıyor. Ben odamda… Öylece yatıyoruz. Karanlığa karanlıkla karşılık veriyoruz. Dayanamıyorum, yataktan hızlıca kalkıp çekmeceye zulaladığım kırmızı paketli sigaradan yakıyorum bir tane. Tam karşımda bir bina manzarası var. Ulan şurada en azından bir ağaç olsaydı. Sigara dediğin tek başına gitmiyor. Kapatıyorum pencereyi, gizli gizli babamın zulasını patlatıyorum. Yeni Rakı ve şalgam. Bardağın tepesine kadar dolduruyorum rakıyı. Beyazlaşmıyor. Babam bu meleti nasıl beyaz yapıyordu bilmiyorum. Babama ayarım bu sıralar. Ondan farklı olacağım deyip beyazlaştırmaktan vazgeçiyorum rakıyı. Tek elime sığmıyor iki bardak, iki elimle tutunca da kapıyı açamıyorum. İki kez de gidip gelmek istemiyorum. Sigara odada yanıyor. Bitti bitecek. Dikiyorum rakıyı kafaya sonra da acılı şalgamı. İçim yanıyor. Ulan bir kavun doğrasaydın diyorum ortalığa, biri varmış gibi. Babamın horlama sesi geliyor. Çavuştan yediği yumruk yüzünden horluyormuş. Bu horlama sesi anneme filarmoni orkestrası gibi geliyordu.
            İçimde bir yangın oluyor. Bir bardak suyu kapıp odama geçiyorum. Yavaş yudumlarla içiyorum. Babamın sofrada rakıyı içtiği gibi… Yağ gibi akıyor mübarek. Damaktaki musluk tadı beni mest ediyor. Sigarayı içerken sol elimi başıma dayanak yapıyorum. Tek tesellim sol elimin varlığı gibi geliyor bana. Ulan sol el, sen olmazsam ben ne yapardım diyorum kendi kendime. Başlıyorum sol elime güzelleme yapmaya. Şiirler okuyorum ona cevap vermiyor. Sanat müziğinin en içli şarkısını okuyorum fayda etmiyor. Ağzından bir kelime çıkmıyor. Sol elimin parmaklarını izliyorum, sigara dumanının aydınlattığı odada. Sağ elimin varlığını bile unutmak istiyorum. Sol elim önemli diyorum. Devrimci türkülerden bıkıyoruz. İçli şarkılardan sıkılıyoruz. Her şeyden sıkılıyoruz. Pencereden uzatıyorum elimi. Karanlığın içinde sarı bir ışık yayılıyor ortalığa. Gözlerimde bir çakmak aydınlığı oluşuyor. Sol elimi arzuluyorum. Bunca senedir onu neden fark etmediğime kızıyorum. Uyuyalım mı diyorum usulca, tamam diyor. Buz gibi yatak bir anda ısınıyor. Bunca yıl hiç ısınmadığı kadar. Sağ elimle sarıyorum. Bir kız çocuğu edasıyla seviyorum onu. Daha bebekken nefes alıp verdiğini duymak isteyen bir babanın heyecanı gibi… Kulağımı dayıyorum. Damarların atışını hissediyorum.
            Sabah olmasın, sabah olunca her şeyi unutacağım korkusu kaplıyor içimi. İçim de bir kül tablası misali. Ağzımda musluğun tadı… Sıcacık yatakta sol kolum bedenimde yatıyorum. Sudan olsa gerek başım dönüyor. Göz kapaklarım ağırlaşıyor. Başımı kaldıramıyorum. Açık ağzımdan salyalar dökülüyor. Musluğun tadı geçmiş ve daha metalimsi bir tat dolmuş ağzıma. Ağzımdan akan salya sıcacık olduğu için hiç rahatsız olmuyorum. Öksüresim geliyor, öksürmüyorum. Öylece akan salyayı düşünüyorum. Sağ elimin üzerine yatıyorum. Cenin oluyorum. Sol elim hep en güzel şekilde uyusun diye ona kıyak geçiyorum. Salya durmak bilmiyor. Sol elim istemim dışında ağzıma gidiyor. Akan salyaya dalıyor. Damağımda hissediyorum başparmağımı. Başparmağım çıldırmışçasına bağırıyor. İşaret parmağımdan bir keman sesi yükseliyor. Orta parmağım solist triplerine giriyor. Serçe parmağım dışarda kalmış içeri girmek istiyor. Biraz zorlayıp dalıyor ağzıma. İlerliyor elim ağzımın içinde. Akan sıvıyı durdurmaya yemin etmiş ve bunu bir orkestra eşliğinde yapmak istiyor.
Ağzımdan kanlar fışkırmaya başlıyor. Kanlar boşaldıkça azalıyor. Artık ağzımdan bir damla bile gelmiyor. Sol elim yavaşça selama çıkıyor. İşini ustaca yapmış ve bunun haklı gururuyla ağzıma selama çıkıyor. Yıldız oyuncu tripleri yok sol elimde. Mütevazi ve asil. Okuyor ağzımın içi bu mütevaziliği. Sol elim selamı bitirdikten sonra ağzımdan çıkıp yorgun bir şekilde omuzuma yatıyor. “Çok yorgunum ve burası çok rahat. Beni güneş doğana kadar uyandırma” diyor. Öylece izliyorum. Daha önce benimle neden konuşmadı hiç anlamadım. Sesi çok güzeldi. Ağzım kuruyor fakat sol elim uyuyor diye kıpırdamıyorum. Uykusu bölünmesin diye kupkuru bir ağızla yatıyorum. Suratımdaki salyalar kuruyor. Başım artık dönmüyor. Babam artık horlamıyor. Annem en güzel rüyasında, babamın yanında uyuyor. Ben odamda dibini gördüğüm su bardağı ve kül tablasıyla uykuya dalıyorum. Uykuya dalmadan hemen önce kanıt olsun diye fotoğraflara bakıyorum. Yatağa süzülen ıslaklığı sağ elimle teneffüs edip fotoğrafa sürüyorum. Fotoğrafa koyu bir renk bulaşıyor. Şalgamdandır diyorum. Sol elim mışıl mışıl uyuyor omuzumda, bense yanı başında yıllarca olduğu gibi. Beraber bir uykuya dalıyoruz. Öylece, huzurlu bir uyku… Bir daha uyanmak istemeyeceğim bir uyku.



                                                                                                              Ahmet Arif Akınbay
                                                                   
                                                                                                              Aralık 2012 / İzmir
                                                                                             

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder